Memleketin muhalefet cephesindeki üyelerin her hangi bir konuda ittifak etmeleri neredeyse mümkün değil. En azından kağıt üstünde. Bunun tek istisnası Erdoğan düşmanlığı ve ne pahasına olursa olsun Erdoğan'ın devrilmesi. Bir siyasi anlayışın iktidar olmaktan asıl muradı, toplumsal hayatımıza yön veren karar mekanizmalarında yer alıp kendi hayat görüşü doğrultusunda kararlar alınması sağlamaktır. Ekonomi, dış politika, aile ve ahlaki standartların geliştirilmesi, eğitim, adalet vs. Millet ittifakını oluşturan unsurların bu ana konular veya alt başlıklarından her hangi birinde ortaklaşmaları neredeyse mümkün değil.
Birine göre PKK terör örgütü, diğerine göre masanın görünmeyen ortağı. Bazıları eşcinselliği büyük bir toplumsal tehdit olarak görürken diğerleri yasal güvence vereceğini vaadediyor. İçlerinde PKK'ya operasyon yapılmak üzere çıkarılan teskereye destek verenler olduğu gibi PKK ağzıyla karşı çıkanlar da bulunuyor. Devletçi ekonomik politikaları destekleyenler de var, ultra-liberal takılanı da. Söz konusu farklılıkların her gün yeni bir örneğini görmek işten bile değil.
Bunun son örneğini İyi Partili Yavuz Ağıralioğlu ile bazı CHPliler arasında Kemal Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimali dolayımında baş gösteren sert polemikte gördük.
Yavuz bey, sağ seçmenin camide bile safın soluna geçmekten imtina ettiğinden bahsederek sol bir adaya kolay kolay oy vermeyeceğini hatırlatmış, bu nedenle de Kılıçtaroğlu’nun aday olmasından duydukları rahatsızlığı ima etmişti.
Ardından karşılıklı salvoların devamında ise tas tamam şunları ifade etmişti Yavuz Bey: "Nezaketsizliğe bakın, Hükümete farklı sesleri tahammülleri yok diyenlere bakın. Bize demokrasi vaat edenlere bakın hele. Herkesin eli belinde. Sadece kaybedebiliriz kaygısından dolayı bana söylediklerinin 10'da 1'ini devlet düşmanlarına söyleyemediler. HDP'nin oyları var falan güzellemesinin arkasında 'soykırım var' diyenlere, 'devlet soykırım' yaptı diyenlere, 'devlet kimyasal silah kullanıyor' diyenlere, 'Türkiye narko devlet gibi davranıyor' diyenlere çıtı çıkmayanlar benim kaygımın üstüne atladılar."
Gerecekten inanılır gibi değil!
Bu sözlerin altında bir imza olmasa, "Ak Parti veya MHP'de siyaset yapan biri söylemiştir" derdim. Öyle ya, son dönemin en önemli gündemlerinden biri Türkiye'nin kimyasal silah kullandığı iddiası biri de dış ticaret açığının uyuşturucu parasıyla kapatıldığı hezeyanları olmuştu. Üstelik bu iddialardan biri, bizzat millet ittifakının en büyük partisinin genel başkanı tarafından gündeme getirilmişti. Yani bu iddialara cevap niteliğinde söz eden birinin cumhur ittifakından olması, en azından millet ittifakının önemli bir üyesi olmaması beklenir. Ama bu sözlerin sahibi, İYİ Parti'nin önemli isimlerinden biri olan Yavuz Ağıralioğlu.
Allah Allah!
Demek ki muhalefet bloğunun iki büyük ayağından biri hükümetin cari açığı uyuşturucu kaçakçılığıyla kapattığına inanırken diğeri bu iddiadan en azından rahatsızmış. Biri kimyasal silah iddialarını gündeme getirenler için ortalığı velveleye verirken, diğeri bu tür iftiralardan hazzetmiyormuş. Biri hükümeti farklı görüşlere müsamaha göstermemekle suçlarken diğeri ise böyle düşünen müttefiklerinin hükümetten daha totaliter olduğu inancındaymış.
Müttefik de olsalar bu partiler farklı dünya görüşü ve siyasi geçmişe sahip farklı çizgilerin temsilcisidir ve her konuda aynı olmaları eşyanın tabiatına aykırıdır denilebilir. Bu doğrudur ve elbette böyle bir beklenti içinde olmamız muhataplarımıza haksızlık da olur. Kaldı ki, seçim atmosferine iyice girme arifesinde olduğunuz şu günlerde ittifakın iki büyük ayağı arasında kavgaya sebep olacak farklılıkların üstünde durmak stratejik olmayacağından “niye tartışmıyorsunuz” da denilemez. Buraya kadar eyvallah. Eyvallah olmasına eyvallah da, yahu bunlar herhangi bir iddia değildir ki!
Konu, ittifakın metinlerinde kullanılacak yazının tipi veya fontu olsa mesele değil. Cumhurbaşkanı adayı gösterecekleri beyaz atlı prensin şemailindeki farklılıklarından veya güçlendirilmiş parlementer sistemin ne kadar güçlendirilmiş olacağı yada ittifak ortağı partilerin liderlerinin hem milletvekili, hem cumhurbaşkanı yardımcısı, hem istişare kurulu üyesi, hem oturdukları apartmanın yöneticisi hem de çocuklarının okullarındaki aile birliğinin başkanı olmalarından da bahsetmiyoruz. Türkiye'yi uluslararası platformlarda ülke ve devlet olarak zora sokabilecek çok önemli iddialar bunlar.
Hasılı, bu tartışmada da görüldüğü üzere muhalefet bloğunun paydaşları arasında dehşet verici bir görüş ve duygu farklılığı olduğu gün gibi ortada. Neredeyse samimi oldukları tek bir konu yok. Erdoğan’ı düşürme motivasyonuyla girdikleri ittifak görünümlü yıkım cephesinin memleketin menfaatine “ittifakla” görebilecekleri hiçbir hayırlı rüya bulunmamaktadır.
Yavuz Bey’in “sağ seçmen camide safın soluna geçmekten imtina eder” sözleriyle yaptığı tespiti aşmak adına nasıl bir yol izlediklerini belediye seçimlerinde görmek mümkün olmuştu. Sağ seçmenin ruhunu bu kadar iyi tanıyan bir siyasi anlayış iki şeyden birini seçmek zorundadır: Ya söz konusu seçmenin bu ruh halini değiştirecek bir toplumsal dönüşümü sağlamış olması gerekir (ki Kılıçtaroğlu’nun adaylığına bu sebeple karşı çıkılıyor), ya da aynı seçmen kitlesini manipüle edecek bir göz boyacılığa oynamaları. Belediye seçimlerinde ikinci yöntem seçilmiş, net bir solcu kimlikli profil sahibi olmayan adaylar üzerinden sağ seçmenden oy tırtıklama yoluna gidilmişti. Şimdi aynı formüle cumhurbaşkanlığı için de başvurulması gerektiğini söylüyor Yavuz Bey ve İyi Partililer özetle.
Bu durumda şöyle söylersek yanlış söylemiş olmayız herhalde: Millet ittifakındaki diğer bütün partilerin tamamının oyu, büyük ortak olan sol partinin oyundan daha az. Düşük profilli bir solcu ile kandırılacak taraf ittifakın en büyük oy deposu ve ana muhalefet partisi olan CHP olmayacağına göre geriye bir tek sağ seçmen kalıyor!
Sonuç: Yamalı bohçaya benzeyen 6+1’li masanın; özünde anlaşabilecekleri en stratejik(!) konunun metinlerinde kullanacakları yazı tipi, fikirlerinin de ruhlarının da paramparça, sağ seçmene sunabilecekleri en büyük vaatlerinin takiyye olduğu kabak gibi ortada durmaktadır. Sahici bir siyasetle toplumu ikna etmek yerine imajlar üzerinden kandırmaya çalışıyorlar. Bunca farklılıklara rağmen böylesi bir ittifakın içinde olanların kendi pozisyonlarını tutarsızlığa düşmeden izah edebilmeleri mümkün değildir. Yavuz Bey’in sözlerine baktığımızda ya bu sözleri söyleyenlerin o ittifak içinde bulunmaması veya o sözleri etmemiş olması gerektiği görülecektir. Yani ya sözler yalan ya bulunulan mevzi.
Yavuz Bey’in şahsında ittifak üyelerine sorumuz şu olsun: Siz bu takiyeciliği kimden öğrendiniz?